Cartoonists Askin Ayrancioglu and Seyit Saatci had been opened an exhibition at Public Library in Boyabat between 5-9 July,in 2001. And polices had been closed exhibition and put them under house arrest to lean on 159. items of Turkish Public Rules (TCK’s 159. Rule). They are acquitted from this case.Two of them enjoyed to the case.
The case had been cancelled in order to have expert report. At the and the exprt’s report came and it says that;
“The cartoonist have wanted to criticize “Fascist Practical” in the all over world and our country. All of the practical of police opens to criticize of the public. If we put in of all action of police in TCK’s 159. rule, we had been hinder free expression and international human rigts rules.”
The cartoonists presented their shared defence to the law court in 11 March ’04. They attracted an attention to hearing a case that unfairness of the accuse the immortal arts with the temporary rules.
Assertion Position, to state that their preciding demad again and wanted to acquittal. At the and of court arstists are acquittaled and the court decided to give their cartoons back to them. |
| 5-9 Haziran 2001
tarihleri arasında Boyabat Halk kütüphanesinde açtıkları
karikatür sergisinde karikatürlerine el konulan ve bir gece gözaltında
tutulan karikatür sanatçıları Seyit Saatçi ve Aşkın
Ayrancıoğlu’nun TCK’nın 159. maddesini ihlal
ettikleri gerekçesiyle 3 yıl hapis istemiyle yargılandığı
dava “beraat”la sonuçlandı. Duruşmaya her iki
karikatürist de katıldı. Karikatüristlerin yargılanan
karikatürlerinde emniyet güçlerini tahkir ve tezyif edip
etmediklerine ilişkin aylardır beklenen bilirkişi
raporunda; “(…) Sanıklar yaptıkları karikatürlerde
‘faşizmi’ ve kendilerine göre ülkemizde cereyan eden
‘faşizan uygulamaları’ kınamak istemişlerdir.
Kolluğun tüm uygulamaları kamunun eleştirisine açıktır.
Kolluğun eylem ve işlemlerini her değerlendirmeyi
TCK’nın 159. maddesi hükmüne sokmaya kalkarsak, bu kez
insanlarımızın en temel hakkı olan ‘ifade hürriyetini’,
Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
açık hükümlerine rağmen kısıtlamış
oluruz. Karikatürlerde kolluğun ‘faşizan uygulamaları’
eleştirilmektedir. Gerçekten, bu tür uygulamaların
olduğu konusunda TBMM İnsan Hakları Komisyonunun çalışmalarına
göz atmak yeterlidir,” denilerek karikatüristlerin TCK’nın
159. maddesini ihlal etmedikleri sonucuna varılmıştı… |
 |
|
Boyabat Asliye Ceza Mahkemesi’nde 11 Mart 2004 Perşembe günü yapılan duruşmada iddia makamı sanatçıların yazılı savunmalarına bir diyeceğinin olmadığını ve önceki duruşmadaki beraat talebinin geçerli olduğunu belirtti.
Bunun üzerine karikatür sanatçıları Aşkın Ayrancıoğlu ve Seyit Saatçi’den bir diyecekleri olup olmadığı soruldu. Onlar da beraatlerine karar verilmesini istedi ve mahkeme başkanı F. Sonan Dolunay da “sanıkların eserlerinde suç oluşturacak bir özellik bulunmadığından beraatlerine ve emanette kayıtlı karikatürlerin karar kesinleştikten sonra iadesine” karar verdi…
Sanıklar Aşkın Ayrancıoğlu ve Seyit Saatçi mahkemeye verdikleri yazılı savunmalarında şunları dile getirdiler: İki yılı aşkın bir süredir |
karikatürlerimizle
“Devletin Emniyet Muhafaza Kuvvetlerini Tahkir ve Tezyif Etmek” suçlamasıyla yargılanmaktayız.Şimdi geldiğimiz aşamada ne sevindiricidir ki eserlerimizi anlayan birileri çıkmıştır…
Son bilirkişi raporunda, eserlerimizle “faşizmi ve faşizan uygulamaları” eleştirdiğimiz gerçeği tespit edilmiştir. Öyleyse bu eserlerimizi suçlamak demek, faşizmi ve faşizan uygulamaları eleştirilemez kılmak demek değil midir?
Karikatür eleştiriyle varolur. Sanatçı duyarlılığı, her tür baskı, haksızlık ve kısıtlayıcılığın karşısına geçip insanı ve tüm güzellikleriyle insanca olan bütün değerleri savunmayı zorunlu kılar. Gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapayanların sanatçılığından söz edilebilir mi? Sanatın ve sanatçının bir umudu özgürlükleri yaratmaktaysa, bir umudu da özgürlükte yaratmaktır. Çünkü sanat özgürlükte açar en güzel renklerini… Bu bağlamda, sanatın ve dolayısıyla bizim eserlerimizin de özgürlükleri kısıtlayanlarla çatışması kaçınılmazdır.
Üyesi olduğumuz Karikatürcüler Derneği bile yargılanan karikatürlerimizi anlayıp savunamıyorken, son bilirkişi raporunda anlaşıldığımızı görmek sevindirici olduğu kadar önemlidir de bizim için… Anlamak bir bakış sorunudur. Kaba, yüzeysel ve tutarsız bir bakışla her sanat eserinde, her şeyde bir suç unsuru bulmak zor değildir. Ama sanatın özgünlüğünü ve özgürlüğünü göz ardı etmeden, eserdeki soyutlamaların gerçeklikle bağlantısını çarpıtmadan yorumlayarak bakmak bizi doğru değerlendirmeye götürür. Bu bakış bilimle, kültürle ve sanatla yoğrulmuş bir bilincin ince duyarlıklı bakışıdır.
Yargılandığımız iki yıl içinde yukarıda değindiğimiz iki karşıt bakışın çatışmasını da yaşamış bulunuyoruz. Tuğrul Aray imzalı ilk bilirkişi raporunda müzikle ilgili bir karikatürümüzde bile, “Emniyet Muhafaza Kuvvetlerini Tahkir ve Tezyif” suçunu işlediğimiz sonucuna varılıyordu… İkinci bilirkişi raporunda ise eserlerimizde atılı suç unsuruna rastlanmadığı dile getirilmektedir…
1961’de sıkıyönetim mahkemesince 142. maddeden yargılanan Aziz Nesin, yazılarında suç unsuru bulan bilirkişi, Anayasa Hukuku Doçenti Dr. Selçuk Özçelik’in raporuna itiraz eder. Bunun üzerine seçilen yeni bilirkişi kurulu yazılarda suç unsuru olmadığını belirtir ve Nesin beraat eder. Aziz Nesin o zaman tarihe şu notu düşer; “Bu karar, bilirkişi Selçuk Özçelik’in mahkumiyetidir.”
Biz de mahkemenin vereceği kararın, aynı zamanda bizi anlamayanların ve daha çok da suçlu olduğumuzu düşünen Tuğrul Aray adlı bilirkişinin mahkumiyeti olacağını umuyoruz.
İnsan için ve insanın insanca yaşayacağı bir dünya umuduyla üretilen sanatın/karikatürün ve dolayısıyla yaratıcısının suçlanması ve cezalandırılması tartışmalı bir durumdur aslında. Çünkü zamanla değişkenlik gösteren kanunlarla, evrensel bir dili ve ölümsüzlüğü yakalayan sanatı cezalandırmak ne kadar doğrudur, tartışmalıdır?
Biz bugün, 2500 yıl önceki köleliğin meşru olduğu eski Yunan kanunlarını kullanmıyoruz. Ama aynı dönemde Homeros’un yazdığı “İlyada” ve “Odessa” destanlarını bugün hala zevkle okumaktayız. Çok eskiye gitmeye gerek yok; 1940’lı yıllarda Nazilerin elinden kurtulabilen sanat eserleri bugün müzelerde yerlerini almışken, eserleri ve yaratıcılarını yok eden nazi kanunları nerededir?
Bu ülkede, bir dönem yasaların Adnan Menderes ve arkadaşlarını astığını ama yine bu ülkede değişen yasalarla aynı kişilerin “kahraman” ilan edildiğini de gördük.
Şair Nazım Hikmet’in 13 yılını hapislerde geçirmesine ve sürgünde ölmesine neden olan dönemin yasaları nerede, Kültür Bakanlığı’nın girişimleriyle 2002 yılının “dünyada Nazım Hikmet yılı” ilan edilmesi nerededir…? Nazım Hikmet’in şiirleri mi değişmiştir yoksa yasalar mı?
Aslında karikatürlerimizin suçlanmasında bir traji-komik yan da vardır. Biz son bilirkişi raporunda da nitelendirildiği gibi “faşizmi ve faşizan uygulamaları” eleştirmiş bulunuyoruz. Biz eserlerimizi evrensel bir dille yarattığımız için eleştirilerimiz her ülkede görülebilecek faşizmi ve faşizan uygulamaları hedef almaktadır. Buna rağmen, Türk polisi ve askerini simgeleyen hiçbir simge vb. işaret kullanmadığımız halde “Türk Emniyet Güçlerini Tahkir ve Tezyif Etmek”le suçlandık. Bu, işin trajik yanıdır. Komik yanı ise daha da trajiktir…:
Türk mahkemelerinde, Türk yargıçlarının verdikleri karar tutanakları incelense, tecavüzden, işkenceden, cinayetten, kaçakçılıktan, hırsızlıktan, yolsuzluktan vs. pek çok suçtan ceza almış polis ya da askerin adına rastlarız. Bu bir olasılık değil basına da sık sık yansıdığı gibi gerçekliktir. Susurluk kazasıyla ortaya çıkan ilişkiler ağı ve ardından sonuçlanan Susurluk davasıyla da, bazı üst düzey emniyet görevlilerinin “katliam sanıklarıyla, uyuşturucu kaçakçılarıyla işbirliği yaptıkları” kanıtlanmıştır. Bu ilişkiler mahkeme kararlarında açıkça belirtilmiş ve sanıklar çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Bunlar bir kenarda dururken, bizim karikatürlerimizle işkencecileri, darbecileri eleştirmemiz suç olarak nitelendirilmektedir. Eğer bir işkenceci polisi eleştirmemiz suçsa, o zaman bir yargıcın işkenceci bir polisi mahkum etmesi de suç olmaz mı? Olmadığına göre demek ki insanlık dışı davranışta bulunan kim olursa olsun yargılanıp cezalandırılabilir… Öyleyse “yargılanıp cezalandırılabilir” olanlar neden “eleştirilemez” olsun? Burada hukukun ve sanatın buluştuğu yere gelmekteyiz. Bu sevindiricidir. Hukuk da, sanat da son tahlilde insan yaşamını güzelleştirmek için vardır çünkü.
Bizim pek çok karikatürümüz yurtdışında müzelere, kitaplara alınmıştır. Bu müze ve kitaplardaki karikatürlerimizin yanında adlarımızla birlikte bir de “Türkiye” yazmaktadır. Uluslar arası yarışmalarda kazandığımız pek çok ödülümüzün içinde “dünya birincilikleri” de vardır. Ödüllerimizin üzerinde de “Türkiye” yazmaktadır.
Türk milli futbol takımı “dünya üçüncüsü” oldu diye yer yerinden oynarken, şatafatlı törenler düzenlenirken, futbolculara “Üstün Hizmet Madalyası” ve “açık çek” verilirken bizim istediğimiz ne madalya ne de çektir… Onları halklarımızı uyutanlar istesin… Bizim isteğimiz yalnızca özgürce yazıp çizebilmektir.
Karikatürist Ratip Tahir Burak bir karikatüründen dolayı aldığı 16 aylık hapis cezasını çekmekteyken, açılan başka bir davanın savunmasında tarihe şu notu düşer: “Ben de son nefesimi Paşakapısı’nın taş duvarları arasında verebilirim fakat binlerce, on binlerce Ratip Tahir yine bu millet uğruna, zalimlerle, hainlerle, şerirlerle savaşmakta devam edecek ve bir gün muzaffer olacaklardır.” Ratip Tahir’in 50 yıl önceki özleminin hala gerçekleşmemiş olması ne kadar acıdır…
Noam Chomsky, Amerika’lı muhalif bir yazardır. Dünyada da popüler bir isimdir. Aram yayınları tarafından 2002’de üçüncü baskısı yapılan “Amerikan Müdahaleciliği” adlı kitabında Chomsky; “Türkiye’nin güneydoğuda on binlerce insanı öldürdüğünü, 3500 civarında köyü yaktığını ve etnik temizlik gerçekleştirdiğini” yazmaktadır. Bu kitabından dolayı Türk mahkemelerinde yargılanan ve Türkiye’ye gelip duruşmaya da katılan Chomsky sonunda “beraat” etmiştir. Eserlerinde aynı sözleri söyleyip de ceza alan “yerli” yazar-çizerleri bildiğimizden, şunu düşünmeden edemiyoruz; acaba Emperyalist ABD’nin etkisindeki bu ülkede “eleştirmek” için de ABD’li mi olmak gerekiyor…?
Biz bu ülkenin çocuklarıyız ve rengimizi bu topraklardan alıyoruz. Dünyadaki sonsuzca rengin arasında biz de bir rengiz ve bu rengimizi asla soldurmayacağız… Bu da bizim tarihe düştüğümüz bir nottur… Biz eserlerimizde suç işlemedik ve bu rengimizle beraatimizi talep ediyoruz…
Sanıklar: AŞKIN AYRANCIOĞLU-SEYİT SAATÇİ |
|